Uzun süredir yazmadığım için sabahtan beri ekranla bakışıyoruz, niye yazmadın, derseniz hemen her sosyal bilimci gibi alanımdan tamamen bağımsız işlere başvurup durdum; bunlar ya çok yorucu ya da benim başaramadığım işlerdi. Son girdiğim işte “dünyalılardan tiskiniyorum” moduna gelmem, hiç de zor olmadı. “Neden sürekli zam geldiğini” sorgulayan amcalara “Amca, Doğu Avrupa, Kuzey Afrika, Batı Asya ve hatta Kafkasya’nın bir kısmına sıçramış savaşlar var, sence bu ülkelerin arasında sıkışıp kalan ülkemiz bu durumdan etkilenmez mi?” diye fırça çeksem, sonunda suçlu ben olacaktım ki tek neden de bu değildi takdir edersiniz ki. İşin kas gücü isteyen fiziksel kısımları da majör etkenler arasında. Yağım da kasım da yetmedi o yükleri taşımaya. Uzun süre evde durup spor anlayışını yürüyüş yapmaya indirgeyince sonuç bu oldu, siz siz olun damacanayı yerde sürüklemek yerine elle taşıyın, yoksa oklava gibi kollarla kalırsınız öyle.
Oradaki tek prekerya ben değildim. Amirim istatistik mezunuydu, üstüne tıbbi sekreterlik ve dokümantasyon eğitimi almış, yetmemiş onun üstüne radyoloji ve tıbbi görüntüleme teknikleri üzerine bir bölüm daha bitirmiş. Onun sayısal zekâsı daha baskın yani. Bir başka çalışma arkadaşımsa sanat tarihi mezunu, sözel zekâsı daha baskın. Bir de yaşadığımız ilçede matbaa teknolojileri ve resim alanında iş bulunmadığından da söz eden bir arkadaşımız daha var ki ülkenin neredeyse tüm iş alanlarının Marmara Bölgesi’ne toplandığı gerçeğini de böylece hatırladık sayesinde. [Bugün bir Anadolu şehrine taşınmaya karar verseniz mezun (veya hâkim) olduğunuz alanda iş bulma ihtimali düşük kısacası, istihdamdaki dengesiz dağılım da uzun uzadıya incelenmeye değer bir konu esasen.] Bense eşitağırlıkspor, %70 İngilizce uluslararası ilişkiler artı ikinci üniversite sosyoloji, ardından sosyal medya yönetimi, bu sonbaharda ise medya ve iletişim ikinci sınıftan devam edeceğim. Bundan sonra bir mağazaya girdiğinizde çalışanlara tüm insanlığa gösterilmesi gereken asgari saygıya ek olarak o çalışanların birer prekerya olduğu gerçeğini de eklerseniz çok sevinirim.
Gerçi çok sevindiğim bir husus var şimdi; bizden çok daha gelişmiş olan Kuzey/Kuzeybatı Avrupa hattında da bol miktarda prekerya var. Psikoloji mezunu bir insana fish and chips siparişi verme ihtimaliniz çok yüksek misal; bu konuda Batı Asya’nın İskandinavya’sı konumundayız, hüloğ! Bu gurur hepimizin, hayaldi gerçek oldu! Hiçbir milletin birbirini kıskanmasına gerek kalmadı, dünya koca bir köy ve küresel olmak bunu gerektirir. Dağılımların bu denli adaletli olması, göz yaşartıcı doğrusu. İroni yaptığımı düşünmeyin lütfen, gözlerim gerçekten yaşardı. Şimdilik böyle kalsın, daha yaşanacak ve yazılacak şeyler var.
Kaynak: Ekonomist Guy Standing’in, İngilizce “güvencesiz” (precarious) ve “proletarya” (işçi sınıfı) kelimelerini birleştirerek literatüre kazandırdığı sosyoekonomik bir kavramdır. Geleneksel mavi yakalı/işçi sınıfından farklı olarak en az yüksekokul seviyesinde, hatta çoğu zaman lisans ve üzeri okul veya bölümlerden mezun bir kesimdir. Eğitim seviyelerinin altında işlerde çalışmaları “statü tutarsızlığı” adı verilen sosyolojik duruma neden olur. Beyin göçü, beşerî sermaye israfı (alınan eğitimin boşa gitmesi sonucu ülke ekonomisine katkı sağlanamaması), meritokrasi (yetenek yönetimi) krizi (sistemin liyakate dayalı ödüllendirmeyi bırakması) gibi sonuçlara yol açar. (Yardımcı kaynaklar: Google AI ve yönlendirdiği makaleler)

Bir Cevap Yazın