- Yalnızlık iyidir aslında, dedi adam kendinden emin bir şekilde.
- Ama kısmen iyidir, dedi yanındaki.
- Orası kişiden kişiye, aynı zamanda mekân ve zamana göre değişiklik
gösterebilir. Lakin bana göre bütünüyle kötü değildir yalnızlık. O da
bazen iyimser bir çocuk gözüyle yaklaşır insanlara.
- Sen münzevi misin de yalnızlığa bu kadar iyimser bir tavırla
yaklaşabiliyorsun Allah aşkına?
Adam, arkadaşının bu sert ve ters çıkışına sakin bir tavırla cevap
vermeye devam etti.
- Hayır, münzevi değilim. Çünkü münzevi tipi insanlar yarasa gibidir.
Gün ışığına dayanamazlar. Oysa ben gecenin koynunda uyumayı
sevdiğim gibi, gündüzün ışığında yaşamayı da seviyorum.
- Peki, sen hayatında bir kerecik de olsa bir insanın kapısını çaldın mı?
Onun evinde misafir olabilmek için hiç mücadele ettin mi? O kadar
çabalarına rağmen misafirliğin kabul görmeyince, yalnızlığın ne kadar
acımasız bir şey olduğunu fark ettin mi? Şimdi bu yalnızlığın getirdiği
bir sonuç değil diyeceksin, evet haklı olabilirsin ama bu kesinlikle
yalnızlığı doğuran bir sonuç.
- O zaman yalnızlığı değil, sende yalnızlığın doğumuna sebep olan
insanları sorgula, diye karşılık verdi adam. Sendeki durumun öncesi
varlıkken sonrasındaki durum yokluktan ibaret. Ve sen farkındaysan,
olmayan bir şeye garez besliyorsun. Ayrıca ben de senin bu saydığın
durumları yaşadığım için böyle sakin ve objektif konuşuyorum.
Dediklerinin hepsini, hatta daha fazlasını bile yaptım. Ve sonuç olarak
tıpkı senin gibi yalnızlığın acısını da tattım. Ama zamanla şunu
sorguladım: Her yeni evin kapısını çalışımda diyorum, ben bu evi niye
rahatsız ediyorum diye. Ve her evin kapısından çıktığımda diyorum,
ben niye kendi evimin rahatını bozdum diye. Bu söylemleri gerçekten
de o an ki eylemlerin başında ve sonunda hep mırıldandım. Bunun
yalnızlıkla hiçbir bağlantısı olmadığını da fark ettim. Ve zamanla her
şeyi anlayarak şu sonuca vardım: Kendi evinde huzuru bulamayıp
başkasının kapısında huzur dilenciliği yapanlar, huzursuz bir şekilde
kendi evlerine kovulmaktan kurtulamazlar.