-

Ramazan Çetin – Yarı Otomatik Portakal
Nihat Abi, bizim apartmanın en tuhaf adamıydı. Bunun sebebi siyaseti değildi, futbol değildi. Adamın portakalla kişisel meselesi vardı. Her pazar pazardan iki file portakalla gelir, mutfağa kapanır, beş dakika sonra içeriden söylenmeye başlardı. “Yine mi kabuk!” diye bağırırdı. “Biriniz de adam gibi soyulun.” İlk zamanlar karısıyla tartışıyor sanıyorduk. Sonra anladık ki bütün öfkesi portakallaraymış. Bir… Devamını oku
-

Kaypak – Bir Alçağın Günlüğü
I Gececi güneş çıplak bedenimin mırıltısı ile dans ediyor Günışıkların ağrıdığı bir yerde Dağları deniyordum, yıkılan bir soğuğun heykeli gibi Gözlerin yağmuru teselli ediyor bizi bazen Ayın arkasında bıraktığı gölgeler kıvılcım alıyor Çiçekler hiçbir zaman açmadı Ruhumun içindeki bir kan gibi yanıyorum bu kış Evrenin çığlıkları arasında kuşların fısıltılarını hissediyorum Kesikler tenimin üzerinde su gibi… Devamını oku
-

İlknur Çakır – Saksıda Bir Fesleğenim
İçimden geçen duyguları yazabileceğim için heyecanlı olmanın hafif tebessümü ile selamlaşalım sevgili okur. Gazetecilik bölümünden mezun olduktan ve 3 yıl yerel gazetelerde köşe yazdıktan sonra ilk kez politik mesaj kaygısı gütmeden, özgürce ve sadece sevdiğim şeyleri anlatabilmenin tatlı telaşındayım. O nedenle hoş geldin ve ben de umarım hoş gelebilirim. 🙂 Gündelik yaşamımızda sıklıkla her yaşın… Devamını oku
-

Deniz Muhtar – Prekerya* Günlükleri – I
Uzun süredir yazmadığım için sabahtan beri ekranla bakışıyoruz, niye yazmadın, derseniz hemen her sosyal bilimci gibi alanımdan tamamen bağımsız işlere başvurup durdum; bunlar ya çok yorucu ya da benim başaramadığım işlerdi. Son girdiğim işte “dünyalılardan tiskiniyorum” moduna gelmem, hiç de zor olmadı. “Neden sürekli zam geldiğini” sorgulayan amcalara “Amca, Doğu Avrupa, Kuzey Afrika, Batı Asya… Devamını oku
-

Ramazan Çetin – Külhani
Masanın kenarındaki o kurumuş çay lekesine bakıyorum. Çerçevesi her gün biraz daha belirginleşiyor, sanki kendi kendine büyüyen bir harita. Evin içinde kendime yer bulamıyorum. Koridordaki o bozuk parke, tam ortasına bastığımda ciyaklıyor. Gıcırtı değil bu; kemik sesi. O sesi duymamak için parmak uçlarımda yürüyorum. Evde benden başka kimse yok, biliyorum. Yine de sanki birini uyandırmaktan… Devamını oku
-

Zerya – Perdeler Tutuşsun Pahasına
Telkari çırağının masasına dövülmekten bitap düşmüş; ne olduğu anlaşılamamış, anlaşıldıktan sonra da iş işten geçmiş bir zerya deryasına benzetiyorum kendimi. Zerya, eski Farsçada kıymetli şey, altın anlamına gelirmiş. Böyle söyledim kendime, sabaha karşı duvarlarımda dizili hayaletlerle konuşurken. Korkunç değillerdi, insana benzemiyorlardı. Hayal ettiklerim, yazmak için günlerce kıvranmama rağmen aklıma gelmeyip tam da yatağıma girip uyku… Devamını oku
-

Sylvan Clownson – Abis
(saykodelik literatür) Hayatın bazı yerlerinde çok derin çukurlar var. Ve ben hep aynı çukura düşüyorum. Onun adı, abis. Normalde görsem yanından yürüyüp geçeceğim dipsiz bir kuyu. Ama nedense içindeki bir şey dikkatimi çekiyor. Eğilip bakıyorum. En dipte parlayan bir şey var. Baştan çıkarıcı. Gözlerimi kısıp biraz daha eğiliyorum ama nafile. Denge varlığımı terk ediyor, karanlık… Devamını oku



