Birinden haber bekleyen halimle ben
Aylak bir zamanın yeleğine iliştirilmiş iğneyim
Bakacağım ve batacağım yeri seçiyor
Elleri geçmişin
Gözyaşlarım için bir mendil çıkarıyor dünya cebinden
Ve diyorum yetmez
Ağlamayı boşlukta öğrendim çünkü ben
Ayaklarım değmezken yere, uçabilir ve dönebilirken kendime
Durdu eşya, durdu çağ, durdum ben de
Bir ay itaati geldi üstüme
Bir hâl henüz yıkanmış çamaşır kokusu gibi
Bir hâl ve yüzümde onun nemi
Niye ağlıyordum?
Salıncaktan düşen zamandı halbuki
Hiçbir zaman büyümediğimi
Söyledim sonra
taşa, toprağa, ağaca
Sırrımı bir ben biliyordum bir de şu bir avuç doğa
Karıncanın azmi, yaprağın güz bıkmışlığı
Ağacın göğe bakan inadıydım suyun kendini yıkayışı
Aynı anda her şey ve hiçbir şey
Aynı anda gerçek ve rüya
Aynanda ben vardım aslında
Sen benden kendini çekmiş dünya
Sen akla tapan o eski budala
İplerine tutunacağım tanrının
Ve ucunu bulacağım sanrının
Bu aşkın karadeliği olsa da
Bakalım o zaman sen ne yapacaksın?
Döne döne
Newton'un tek yönlü uzayında