Nymphomaniac

Film, insan denilen canlının kendi cehennemine giden yolu nasıl döşediğini ve sonra da kendine “kendi” içinde açtığı boşluğun gösterisini sunar.

Feyza Menteş·15 Ağustos 2026·2 dk okuma

Lars von Trier’in Nymphomaniac’ı I ve II lütfen burayı dikkatli oku: “sinema perdesine atılan erotik bir kışkırtma, rahatsız edici sekans ve pornografik bir ucuzluk asla değildir.” Belki birazdır. Bu filmle tanışalı bir dört yıl oldu. Belki daha fazla. Üstüne birkaç yıl daha atarak bu sinemayı tekrar edeceğimi bu noktada belirtmek isterim. Tanıştırana selam olsun. Her neyse, insan işçiliğinin anatomisidir bu. Karanlığın. İlkel bir anatomi. Film, insan denilen canlının kendi cehennemine giden yolu nasıl döşediğini ve sonra da kendine “kendi” içinde açtığı boşluğun gösterisini sunar. Anlatı, çamurun, kanın ve utancın ortasında yatan bir kadınla Joe ve onu sokak aralarından toplayıp çamurunu çıkaran, Seligman ile başlar, onunla biter ve tükenir. Fakat bu bir kurtarılma hikayesi değildir. Bu, dünyayı bizzat yanarak tecrübe eden dişil arzu ile dünyaya ve yaratılışa sadece kitap sayfalarından ya da filmlerden şahitlik eden bir aklın otopsisidir. Bu evet, bir otopsi. Joe, hayatı bir leke gibi üstünde taşıyan, bedeniyle sürünen, sırf var olduğunu hissedebilmek uğruna kendini parçalara ayıran saf bir şehvettir. Dionysos’un ta kendisidir aslında. Seligman ise hiç dokunmamış, hiç yanmamış, çürük bir kafa. Apollon’un taştan heykeli olabilir. Belki taşağı. Joe hikayesini anlatmaya başladıkça, Seligman’ın tıkır tıkır çalışan zihni devreye girer. Joe bir yarayı açar, Seligman o yaraya bir bant yapıştırır: Sinekle balık avlama tekniği. Hehe. Seligman, Joe’nun hayatındaki yıkımı alıp bir bilinmeyenin arkasına koymak ister. İnsanoğlunun en büyük ve en trajik yanılgısı da budur zaten: Anladığını düşünüp sıfatlandırdığı yarayı kontrol edebileceğine inanmak. Filmin en iyi yanı, Trier’in Johann Sebastian Bach’ın “İki ve Üç Sesli İcatları” burası muazzam. Inventions and Sinfonias yapısını doğrudan Joe’nun cinselliğine enjekte ettiği kısımdır. Bach, Tanrısal düzenin müzikteki zirvesidir. Trier, Bach’ın 3 sesli füg yapısını üç ayrı insan karakteri ve üç ayrı dürtüyle eşleştirir. Soprano: öfke ve başkaldırı.
Alto: duygu ve kırılganklık ve Bas: saf, içgüdü.
Ancak, film boyunca bu kusursuz gibi görünen denge, Joe’nun kirli arzusuyla çarpışır. Cinsellik bir zevk aracı olmaktan çıkar. Dehşete düşürür. Bach’ın kontrpuan tekniğinde olduğu gibi birbirine dolanan, birbirini bastırmaya çalışan ve en sonunda insanı yutup arkasında tek bir tutarlı nota bile bırakmayan trajik bir ritme dönüşür. Joe, o mükemmel gürültünün içinde kendi tek sesliliğini, yani ruhunun sessizliğini arar. Ayrıca, Filmdeki doğa tasvirleri, romantik bir manzara resmi değil; insanın dibinin-özünün aynasıdır. Seligman’ın sinekle balık avlama üzerinden kurduğu analoji, av ve avcı arasındaki dümene işaret eder. Sahte bir sinek kullanarak balığın ilkel güdülerini kandırmak ile Joe’nun insanları arzusuyla ağına düşürmesi (ya da arzunun Joe’yu sürekli kandırması) aynı tuzağın parçasıdır. Joe’nun çocukken ormanda bulduğu ve kendisiyle özdeşleştirdiği budanmamış ağaç doğanın ehlileştirilemez dişil gücüdür aslında. Toplumun, dinin ve tıbbın "hastalık" ya da "günah" olarak tanımladığı şey, aslında doğanın insanın içine yerleştirdiği ağacın kendisidir.


Son bir not: Tarkovski’nin ölümsüzleştirdiği Solaris okyanusu neyse, Joe’nun arzuya dönüştürdüğü nemfomani de odur.

Yorumlar (1)

Oturum kontrol ediliyor…
Kadir Atıcı(İmtiyaz Sahibi)Topluluk LideriKatkı Sağlayan· 15 Ağustos 2026

yerinde inceleme 👌