Asansör Düğmesine İkinci Kez Basınca Ne Değişiyor?

Merve Ceren Çırağ·21 Ekim 2026·3 dk okuma

Asansör düğmesine bastım.

Düğme yandı. Bu, çağrımın alındığı anlamına geliyordu. Asansör sisteminin beni fark ettiğine, bulunduğum katı öğrendiğine ve uygun bir zamanda yanıma geleceğine dair küçük, kırmızı bir güvencem vardı.

Yine de bir daha bastım.

Neden yaptığımı bilmiyorum. İlk basışımda yeterince ciddi görünmediğimi düşünmüş olabilirim. Belki asansörün beni yanlışlıkla merdiven kullanabilecek biri sanmasından çekindim. İkinci kez basarak niyetimi kesinleştirdim:

Hayır, gerçekten gelmeni istiyorum.

Düğme zaten yanıyordu. Yeni bir bilgi vermedim. Yalnızca aynı talebi daha baskılı bir parmakla tekrar ettim. Asansörün içinde bir yerlerde bu ısrarı değerlendiren küçük bir kurul olduğunu hayal ettim.

“Üçüncü kattaki kişi tekrar bastı.”

“Aciliyeti var mı?”

“Hayır, elinde yalnızca çöp poşeti var.”

“Öyleyse beklesin.”

Asansör hâlâ gelmedi.

Bir daha bastım.

İnsan, karşısındaki mekanizma cevap vermediğinde aynı hareketi tekrarlıyor. Sanki sorun sistemde değil de ilk dokunuşumuzun ikna gücündeymiş gibi. Kumandanın çalışmayan tuşuna daha sert basıyoruz. İnternet gelmeyince sayfayı yeniliyoruz. Mesajımıza cevap alamayınca son görülmeye tekrar bakıyoruz.

Hiçbiri sonucu hızlandırmıyor. Ama beklerken bir şey yapmış oluyoruz.

Belki asansör düğmesine ikinci kez basmak, asansörü çağırmak için değil, çaresizliğimizi oyalamak içindir. Çünkü yalnızca beklemek, insanın kendi zamanıyla baş başa kalmasına neden oluyor. Parmak ise boş durmayı sevmiyor. Bir işe yaradığını hissetmek istiyor.

Kat göstergesine baktım.

Asansör yedinci kattaydı.

Sonra altıya indi.

Bu bilgiyi nasıl değerlendirmem gerektiğini bilmiyordum. Bana yaklaşıyordu, evet. Fakat başka birinin içinde olma ihtimali vardı. Belki şu anda biriyle birlikte aşağı iniyor, sonra beni alacaktı. Asansörün benden önce başka birine gitmiş olması tuhaf biçimde kişisel geldi.

Oysa aramızda özel bir şey yoktu.

Binadaki herkese aynı şekilde geliyordu. Her kata aynı kapıyı açıyor, herkesi aynı aynayla karşılıyordu. Asansörden sadakat beklemek baştan hataydı.

Yanıma bir adam geldi. Düğmenin yandığını gördü.

Yine de bastı.

Demek ki benim çağrıma güvenmemişti. Belki düğmenin onun parmağını daha yetkili bulacağını düşündü. Benim basışım bir rica, onunki resmî başvuru gibiydi.

Birlikte kat göstergesine baktık.

Asansör beşteydi.

Adam düğmeye tekrar bastı.

Artık üç kişiydik: Adam, ben ve aramızda giderek kurumsal bir meseleye dönüşen düğme.

“Geliyor,” dedim.

Bunu ona mı, kendime mi, yoksa çalışma motivasyonunu kaybetmesin diye asansöre mi söylediğimden emin değildim.

Düğme cevap vermedi.

Zaten düğmelerin en güçlü yanı bu olabilir. Üzerlerine ne kadar baskı uygularsanız uygulayın, açıklama yapmak zorunda değiller. Yanarak görevlerini yaptıklarını bildiriyorlar. Sonrası sizin sabrınızla sistem arasındaki bir mesele.

Asansör dördüncü kata indi.

Bir an merdivenleri kullanmayı düşündüm. Fakat o kadar bekledikten sonra vazgeçmek, düğmeye yaptığım bütün yatırımı boşa çıkaracaktı. İnsan bazen gitmek istediği için değil, çok beklediği için kalıyor.

Bu da asansörlerin bize öğrettiği pek konuşulmayan bir şey.

Sonunda kapı açıldı.

İçeride kimse yoktu.

Asansör, bütün bu süre boyunca boş boş dolaşmış gibi görünüyordu. Nereye gittiğini, kimi bıraktığını ya da neden bu kadar geciktiğini sormadım. İlişkimiz henüz bu kadar açık değildi.

Adamla birlikte bindik.

İkimiz de zemin kata basmak için uzandık. Parmaklarımız havada kısa bir süre karşılaştı. Aynı yere gitmek isteyen iki insanın, bunu hangisinin sisteme bildireceği konusunda sessizce rekabet etmesi oldukça gereksizdi.

Adam önce bastı.

Düğme yandı.

Ben yine de bir kez daha bastım.

Bu kez neden yaptığımı biliyordum.

Asansör hangimizin daha çok istediğini bilsin istedim.

Yorumlar (0)

Oturum kontrol ediliyor…

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz!