YazıŞiir

Bir Alçağın Günlüğü

Gececi güneş çıplak bedenimin mırıltısı ile dans ediyor Günışıkların ağrıdığı bir yerde

Kaypak·30 Temmuz 2026·8 dk okuma

I

Gececi güneş çıplak bedenimin mırıltısı ile dans ediyor
Günışıkların ağrıdığı bir yerde
Dağları deniyordum, yıkılan bir soğuğun heykeli gibi
Gözlerin yağmuru teselli ediyor bizi bazen
Ayın arkasında bıraktığı gölgeler kıvılcım alıyor
Çiçekler hiçbir zaman açmadı

Ruhumun içindeki bir kan gibi yanıyorum bu kış
Evrenin çığlıkları arasında kuşların fısıltılarını hissediyorum
Kesikler tenimin üzerinde su gibi akıyor, kanayan kırmızıyı kirlettim
Onurumu katlediyorum gökyüzünün ardında kayan güneş gibi
Sessizlik... Işığı elinde tutuyor kuru gözyaşlarını kucaklarken
Suçluluğu ruha temsil ettim, daha fazlası yok
Dizlerimin üstünde donmuş ateşi soluyorum
Yok olmak için tekrar ve tekrar

Karanlığa özlem duyuyorum, yükselmek için tekrardan
Tanrının gözlerinin içinde kan banyosu yapıyoruz
Övgüler gri damarların üstünde büyüyor
Yüzmek için nehire ağlıyoruz, rüyalarımızın anahtarları ile
Cennetin uyuduğunu gördüm, meleklerin yalvarışlarını
Acının kölesiydi hepsi...

Zamana sonsuzluk gözüktü, sonumuzu kucaklamak için
Saflık önceden konuşmuştu bizimle, şimdi kırık bir sözün parçası
Rüzgarın takip ettiği kederi takip et, mavi ateşte seni serbest bırakıcak
Seni tüm yaşanmamışlıklar ile yakıcak
Tıpkı beni yaşanmışlıklarım ile yaktığı gibi...

Hapsedilmiş yeni dünya burada, içeride kaybolmuş tüm ruhlar şekerleme yapıyor
Bana bir mektup yolla, içinde nice ruhlar bulunsun
İkinci bir sefer için
Gözleri suçluluk ile yırtılmış olsun, lütfen...

Bizler maddeye dönüşmüş ışığın gelgitleriyiz
Zamanın yüklerini taşıyoruz, döküyoruz ellerimizden
Tanrıçanın gizlendiği yerden çıkması gerek artık
Suları çağırsın, karanlığın denizinde bizi hatırlasın
Duyarsız fırtınanın mahkum yapraklarıyız bir son sonbaharda
Parmak uçlarımızla ölümsüz umutsuzluğun lanetine kapıldık
Rüzgarın hayat üflemesini bekliyoruz...

Paylaştığımız kalbimiz kanıyor, Azrail'in kanatları arasında
Ölümün aşk acısını çeken bir öpücük kondurdu yanağımıza korkunç güneş
Soğuk tabutun içinde kıvranıyor hayatımızın bir parçası
Bir pus düşüyor ellerden solmuş hayatımızın geriye kalanının üstüne...

Evet, herşey unutulmuştu
Ama hiçbir şey değişmedi ve değişmicek
Olimposun kutsal meyvesini yedik hep birlikte
Hep birlikte, bir zorluğu daha reddedelim
Sen uyurken, Ölüme hapsolmuş nefesinin ağır göz kapaklarını örttüm
Güvende olman için, sana en yakın rüyaların içinde
Bir şekilde kaybolmuş bir bıçağın sonsuz yarasından kurtulman için
Sarıl bana şimdi...

Aç hayaletler asla iyileşemicek
Bana bak
Felçli kurtarıcı siyah yıldızlar arasında yırtılmak üzere kayboldu
Doğmadan önce, bir günahkara çekildim
Dünyanın zalim güçleri arka bahçede ki sanat müzesi arasında kayboldu
Benim adağım kötülük

Yıllardır vardım, akmayan nehirde boğuldum
Elimi yüzüne tutmaktan, konabilicek toprak bulamadım
Beni terk mi ettin?
Sımsıkı yaşanmış kayıp günleri çarmıha doğru sürüklüyorum
Sessizlik tüm gücüyle bağırıyor, ayın fethinden sonra
Kaderim bitti...

Tenim kılık değiştiriyor, üzüntüler griye dönüyor
Işığın koyu siyahında güneş ateşli bir hastalık geçiriyor
Gökyüzüne doğru koparılıyorum
Hayatın perdesi o kadar kırılgan ki
Ölümün eşsiz gün yüzü okyanusun ortasında açıyor...

Hayat bizi soğukta bırakıyor, yaşlı ve işlevsiz bir halde
Cehenneme doğru götürüyor, sende beni takip etmez misin?
Ateşin tüylerini koparan sonsuzun yarası hatıralarını içine atıyor
İçindeki herşeyi unutmak için
Bilinmeyen bir ışığa gitmek için...

Hiçliğin içinde oturuyorum, evim günbatımının komşusu
Zihnimin içinde sıkıştığı umutlar bir bir başını eğiyor
Bu ip birgün yırtılmalı, beklentinin içinde öldürülen ruhum için
Ebedi kargaşa iblislere ağlamayı öğretiyor
Cennette acı bir cenaze töreninin ardından
Kimsenin kutsalları kurtaramadığını gördüm
Bedenimi gölgelere doğru sürüyorum
Kalbimi iblisler çaldı
Beklemenin intiharına gerek yok
Onu bulup yakmam lazım...

Düşen sesleri tutmaya çalışıyoruz her gün
Giymekten sıkılmadık yıldızsız köhne maskelerimizi

Ağlayan bulutlar kapılarımızı açmak için onurumuzu kullanıyor
Ağlayan damarlar haraketsizce yatıyorken içeride
Bu beni uyandırmak için yeterli değil...

Adem'in sözünde çürüyen elmayı çaldılar
Kimse görmeden...
Umarım birşey olmaz...

Evrenin ötesinde bir acı var oldu
Ruhuma dokunabilir mi?
Ama her bir gölgede, her nefes alışımda hissediyorum onu
Sessiz yürüyüşlerde, terkedilmiş kıyıları geziyor içimde biri
Ben ölmeyi öğrenmiş hayatım
Sesimi kaybettim, kırık suları geri döndüremiyorum
İnsanlık bir kuğu olsaydı
Buna kolaylıkla hastalıklı kalbimin şahitliğinde katlanabilirdim

II

Savaş tekrar başladı, kum taneleri gibi dökülen kaderin okyanusu
-Mavi ışığı takip ediyor
Cennet esaret altında, apokaliptik ruhlar Hera ile anlaştılar
Kapılar kara sulara çekildi, toprak kıvılcım alıyor
Meleklerin işkencesine maruz kalsak bile
Bir zamanlar ayaklarımız altındaydı

Yıldırımın düştüğü yere mum dikiyor Sophia
Gözlerinin yerini güller almış, tıpkı ameliyathane çocukları gibi
Düne zincirlerle bağlıyım, acı ruhuma kadar indi
Kara atlılar gelmeden çiçekler solmaz derlerdi
Çocuk çetesi gibiydik ozamanlar
Ate, Pavlus, Afrodit ve ben

Ceplerimizde atacak taş kalmamıştı
Kanatlara dizilmiş siyah şarabın kadehini elimize alana kadar
Çürüyen bünyem nereye gitsem koşmak istiyordu
Şuansa Kara atlılar üzerimize koşuyor

Ellerinde siyah zincirlerle geldiler
Helena'nın laneti ile...

Atlılar eski kuğuların üstüne binmişler, kemikli tapınakdan çivili yılan bacaklarında
Kovulan çocuk elmanın feryadını istiyor bizden
Ölü, yok olmaya mahkum bir yıldızım ben
Sırtıma karalanan kırbaçlar iniyor,
Kırmızı sayfalarda eğlenen tanrılar tarafından

Derin, karanlık çukurda
Yaşamın ilkel gücüyle, bağırıyor ayın ortasında ki köyün ruhları
-Tanrılar çıldırmış!
Hadesi bıçaklayan iblisler kara suları keselerine attı
Kubbemiz yarılmaktan, sandalyenin ışıkta kayboluyor
Yaz bizi dondururken
Yalvarmaktan başka şansımız yok...

Lütfen...

Kollarımıza bağlanan ilahi mermiler
Dökülmekten yozlaşmış varlıkların birer cam parçası gibi
Bir hastalık gibi
Gece bizi parçalıyor, kötülük her bir kenara gizlenmiş
Kanla köpüren şifalı nehrimiz, karanlık ezgiler ile yok oluyor
Fırtına, gökyüzü kalelerimizi yıkıyor
Hera, yapışkan kanın içinde ağzıyla ev arıyor

Burun deliklerinden sevgi akan bir ejderha

Ambarlarımıza saldırıyor
Boynuzları bükülmüş, ağzından azgın çöl köpürüyor
Evimin perdesini zorla çekmeye ant içmiş
Derinliklerde yüzen bir çivi yılanı ile
Kara havuçu yemek için
Kafa toplamaya güneşin balığı olmaya karar verdi

Bir kaçımızı şelalelerin akmak için kurban aradığı noktalara götürdüler
Asılanlar, çember oluşturuyor
Doğu ormanlarının tam ortasında
Eller birbirine perçemli, kollar aşağı çekilmiyor
Evelyn, Acıyı ne ile karşılamak lazım?
-Git ve öl

Sessizliğin birlikteliği, hayatın ufak bir komplosu
İkiz güneşin musluğuna elim uzanmaya çalışıyor
Uykuya dalmış dağlar
Yükselenlerin arasında karanlığa gömülüyor
Dağın yamaçları yaralar içinde
İki kez savaşa gidenler, üçüncüyü zorda görüyor

Çelik oklar birer birer yalanları boyladı
Düştükçe yeni suları içiyoruz
İnzivadan çıkan keşişler kanın şerbetini içmek için düşe soyundu
Yollar birer birer cinlerle kaplanıyor
Atina'nın sokakları kristal varoluşla uyuştu
Korku, Hera'nın evinin krokisini çıkarmakta
Tapınaklar karanlığın açlığı ile yutuldu

Hafızanın lanetine parmak basıyorum
Ufuklarara 250 metre var
Varoluşun varoşluğu içerisinde
Kana kana içiyoruz ölümün kadehini

Sırtımıza binmeden atlılar

Topraklar yedi ufuğu gözlerimden önce çiğnedi
Ayak bastım, zincirlerle
Manevi bir test için
Çarmıha gerdiler geceye kalmadan
Eline bıçak alan, imza atıyor
Geçitleri taşıyan bedenimde, kara ruhların uçurumları bulunuyor
Ama kozmik evrende yalnız değilim

Büyüler içinde bir kazanda kaynıyorum
Geçmişe gidip döndüm her saniye
Artık yitirilmiş olan bilgeliği topluyorum
Antik mağaraları ziyaret ediyorum ruhum, bedenim paslanırken
Eski iblislerin tarihçesini araştırıyorum
Ölümsüzlerin bile bilmediği

Birçok büyücü karanlık servis etti
İmparatorluğumun sınırları yok
Tabanı olmayan göllerde yüzüyor ruhum şuan
Sonsuzluğun sonunu yöneten bir,
Ruhların varoluşunu üstlenen varlık

Hera'nın askerleri bedenimde deneyler yapıyor
Ellerim çivilerin yılanı ile yanıyor
Gözlerim kaderin parçaları gibi söküldü
Meleklerin yalanı ile korunuyor hazine

Bilekleri köpürten bir akşam aşkına dönüştü sesler

Yapmayın evlatlarım...

Rüyalar ölümden karanlık olduğu vakit
Camdan dışarı bakamaz oldu Hera
Arkasına bakması yeterli
Aydınlatıcı kan için

Çocuksu bedenimin lanetli kanını döküyorlar
-deli gibi bir adanmışlıkla
Çok övülen kıyametin kurtarıcı arzusunu bekliyorum
Fırtına yaklaşıyor ve gözyaşımın dikeninin;
kehanetimin bataklığına derinlemesine battığını hissediyorum
Çıplak yıkım, kayıtsız uykularımı sarıyor
Kendimi asılanların çemberine armağan edeceğim...

Kopuk kafalar Eva'nın sözlerinden üşüyor
Korkunç ninnilere konuk oluyor bacaklarım
Ellere armağan gözler;
Şuuruma dört parça uzuv şoku
Uzun siyah tırnaklar arasında ziyafet olan ruhum
Arkasına gizlediği parşömenleri yakıyor
Hera'nın çocukları dolaşıyor siyah zincirlerimin etrafında
Her vurulan kahkaha, eski çetele tutan çetemizi hatırlatıyor
Her vurulan kırbaç, gemiden sarkan bir kafayı işaret ediyor
Kano çeken meşhur ihanetler gibi

Koşuyorum masanın tam ortasında parmak uçlarıyla
Yanan köyün kuyusuna düştüm yol üstünde
Tilkinin suyunu içen berduş ile yollara çıktık
Asalar asmalı kapıya konuk olmuş gecenin yarısında
Gölgeleri kaçıran tadın gurmesi
Bir varoluşu anlama mücadelesi içinde
Yaralanıp çıktık
Kara bir antlaşma ile

III

Gözü görmüyor onun dokunma
Kâinatı kopuk bir kusur kaşıkla oydu gözlerini
Suratıma bakabilirsiniz ama
Ne güzel bir yüzüm var değil mi?

-Evet, evet...
Ama ufak bir çizik var gibi
Sanırım

Çevrilen şimşekleri yerinden sökerken oldu
Uzun salkım salkım saçları gemiden dökülüyordu
Ben onlardan değildim

-Anlayabiliyorum.

(...)

Bazen bende kör olmak istiyorum biliyor musun?

-...

Ama diyorum ki
Kör olsam bile zihnim açık olduktan sonra
İstemediklerim beynime hücum ediyor gibi oluyor
Bazen
Sanki...
Tüyleri yakılmış bir anka kuşu gibi

-...

Külleri sularla bir evin çatısına yama olmuş gibi
Ölmeyi öğrenmiş hayat gibi
Durmuş bir şekilde
Pes etmiş

-...

Daha dün kanın içinde bile cesurca çırpınırken
yırtıp attığım bedenim içinde
Sıkışıyorum

(Kötü oyuncağı deneyimleme şansı onada geldi)

-Hayır!
Bırakın beni
Kendimi soyutlamamın sebebi buydu
Lütfen

(...)

-Neden?

...

-Neden hala acıyor?

...

-Neden ışığımı söndürdün?

...

-Neden?

...

-Hayatın favorileri vardı
Onlardan biri değilim sanırım
Ama
Neden?

(...)
(Mürekkep lekesi gibi kurutulmuş hayatın perdesinden izleniyor hayatlar. Korkmamak için nefesini tutan sabah,
geceyi özlememek için elini kemiriyor. Kafasında birşeyler geçiyor bazen..
Aslında onu tanıyorlar, ama tanımıyorlar.)
(...)

Keşkelere kafa tutmamak lazım bazen
Yollarda taşlar eksik olmaz nede olsa
Bazen ölü fil yavruları sularını içerler
Hecelerimizden

-...

(Gece sularına urgan biçen kimdi?)
(Evime gelen pencere kimindi)
(250 metre aşağısında ne var?)
(Hera ile Helena evleniyormuş)
(Hera kim be?)

Artık sus

IV

...

V

Yıpranmış çiçek sonsuza dek açmak üzere hazırlandı

VI

Arkasında kalan genç kıyılar
Süzgece muhtaç bir süredir
Çok gerçek
Hasar görmüş
Rüya içerisinde

VII

Dünya gözlerime çekiliyor, görünmeyen bir köşede
Nereye gidebilirim ki?
Hiçbir yere sıkışmadım
Nehire bıraktım kendimi
Elmayı yerine koymak gerekti ama
Az kalmıştı
Yedim hepsini.
Çekirdekleri
Ağzımdan açan gür dallı ağaçları hediye etti
Ruhumuzu temizliyor nehir
Soğuk bir titreme yeterli
Aceleyle ışıktan çalınan kalplerin ritmine dönüştü
Ruhumu nehire teslim ettim
Çember yerini kareye bıraktı
Hiçbir şey sormadım ben
(Hiçbir şey)

Not: Eserdeki imla ve yazım hataları, eserin orijinalinde olup yazarın talebi üzerine hiçbir düzeltme yapılmamıştır.

Yorumlar (0)

Oturum kontrol ediliyor…

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz!