Sadece göz gezdirerek ve dudak okuyarak katlanmayacağım, başkalarını kendi doğrularına ikna ederek hayatta kalanların dünyasına. Ve biliyorum, hiç işe yaramayacak yaşadığım sürede edindiğim hayat tecrübeleri.
Çünkü, yeterince finansal gördüğüm manzaralar, yeterince belirli ve kaideli.
Aklımda yalnızca rastlantıdan ibaret, alaya aldığım travmalar ve de eğlenceli. Burada her şey ve herkes rastlantısal ve bir o kadar ciddi. Kararlarıyla rastlantıya iman edebilme potansiyeline sahip insanlar ve dünya adındaki kubbe de işim ne?
Zaten bu yüzden geberip gidiyorum yuvarlanarak tek başıma, dönerken tavaf etmiyorum. Yeterince memnunum halimden. Yani, dönmekten ama dönüşmeden sonunda tertemiz ölmekten. Giderayak bir diğerini yanıma almadan. Kum saatinin bir türlü akmadığı bu yerküreye atılan yeni bir tohum kadar, zerre ve beyaz kalarak gitmek.
Yeterli istişareler, sesini kesmeyecek biraz gürültülü yaşadığım hayatın sirenlerini. Hep şikâyet gelecek kapıma, duymayacağım, memur gelecek geri gidecek, postacı bile unutacak adresimi. Hiçbir zaman sonuçlanmamış bir dava gibi oturacağım odamda, oturup film izleyeceğim. Belki günün birinde sigaradan sararmış evin perdelerine daha fazla asılmamak için balkona çıkarsam eğer, ancak o zaman infaza gideceğim. Dudağımda son bir sigarayla. Düşürdüğüm son külle.
Yani hiç kimse değil, diyorum. Sadece ben sıkabilirim kendi topuğuma ve ben öç alabilirim kendimden. İşe yararsa iskeletimi de ele verebilirim ama sadece doğa ve bilim adına.
Sürekli düşüşler ve sürekli yara bantlarıyla, zaman, öyle hızlı geçip iyileştirmeyecek sürekli darbelerle yitirilen esrarlı ve büyüleyici duyguları.
Ama yıllar nasıl geçecek, karşıma oturan kendimle bunu bilmiyorum. Tek bildiğim, göğsümden damlayan kanda dolacak zaman ve benim lehime işlemeyecek.
Bu, kimsenin kimseye bakmadan cinayet işlediği karanlık meydanlarda, tek amaç, karşıya varma isteği ve geçmek mi gerçekten? Kimsenin kimseye karşıya geçmek için eşlik etmediği belirsiz meydanlardan daha kaç leş çıkacak?
Daha ne kadar patlayacağım volkanik bir kütle gibi ansızın, bilmiyorum. Daha kaç kere konuşacağım, üst katlara ve karşı kaldırımlara ait olmadığımı, yer çekiminin birleştirdiği parçayı oluşturan bir başka parça olmayı daha ne kadar sürdüreceğim, bunu da. Ama biliyorum, yaşım geldi yirmi üçe. Artık ya rahat durmanın ya da geberip giderken dünyanın kabuğuna bir delik açan deli olmaya devam etmenin vakti.