Gece yarısını sabaha bağlayan şuh ses ile... Kalpler ancak Allah’ı andığında huzur bulamaz; HUZUR BULAMAZ. Umutsuz ve birbiri içine geçince şeklini kaybeden ruhlar.
Kavgaları katlederken uykuları…
Henüz yeni terk edilmiş apartmanlardan çıkan ayak izlerinden, odalardan sıyrılıp birbirlerini bir sonraki hikâyede tanımayacak mahcup ayrılıklardan...
İlaç ve kahveye sarılıyorum. SÜREKLİ.
Karşımda bir duvar, bir hatıra, bir çift göz. Cebimde bir tabanca, dilimde bir kurşun. Ve iz.
Hastayım ben; Yaşarken tanıdığım ve bilindik bir şeyin tekrarından. Sürekli… Göz bebeklerimde yeniden tura çıkıyor romanlarda okunan gerçekler; her şeyi çırılçıplak görüyorum.
Sesler vahşi, Sesler alacaklı, sesler yaşam, sesler savaş, sesler telaş, sesler ruhların isyanı!
Yaşayan şey tanrıdır; sesler tanrıların senfonisi. Ses, diri olanın imanı; yüzyıllar boyu yakaran dillerin dini...
Ve sessizlik: Soğuk. Sessizlik kaskatı, sessizlik gözyaşı... Sessizlik, geçmişe dönük kaosu unutturan bir an sadece.
Giriş, gelişme ve kaçış; Yani: Kabulleniş ve kurtuluş.