Kimsenin Almadığı O Son Kurabiye Kimin?

Merve Ceren Çırağ·4 Ekim 2026·3 dk okuma

Tabakta bir kurabiye kaldı. Az önce altı kişiydik, hâlâ altı kişiyiz ama şimdi hepimiz tokuz. İlginç. Üç dakika önce kırıntıları parmağıyla toplayan insanlarla aynı masada olduğuma eminim.

“Almayacak mısınız?”

Bu soruyu soran kişiye dikkat etmek lazım. Büyük ihtimalle kurabiyeyi istiyor. Ben soruyorum mesela. Gayet istiyorum. Ama doğrudan almak varken küçük bir kamuoyu araştırması yürütüyorum. Belki biri “Sen ye” der de mesele kapanır. İştahım var, yetkim yok.

“Yok, ben çok yedim.”

Ben de çok yedim. Bunun konumuzla ilgisini tam kuramıyorum. Şimdiye kadar çok yemiş olmak, biraz daha yemek istememe engel olmadı. Fakat başımı sallıyorum. Evet, çok yedik. Masada kısa süreli bir ahlak birliği oluşuyor. Hepimiz ölçülü, düşünceli ve birbirimizin kurabiye hakkına saygılı insanlarız. Gözüm tabakta.

İnsan kendi isteğini ne kadar süre başkasına ikram edebilir? “Sen al.” “Yok, sen al.” Kurabiye üzerinden karşılıklı bir cömertlik gösterisi. Üstelik henüz kimse bir şey vermedi. Vermek için önce sahip olmak gerekmiyor mu? Benim olmayan kurabiyeyi sana önererek nasıl bu kadar iyi biri oldum?

Belki de gerçekten senin yemeni istiyorum. Bunu da hemen kötüye yormayalım. Annem olsa sonuncuyu bana bırakırdı. Ama annem bazen kendisinin sevmediğini de söylerdi. Yıllarca kadınların bazı yiyecekleri sevmediğini sandık. Sonra aynı yiyeceklerden bolca olduğunda sevdiklerini gördük. İnsan büyüyünce aile sofrasını da yeniden okuyor.

“Ben tatlı sevmem zaten.”

Bunu söyleyenin önündeki tabakta çikolata izi var. Görüyorum. Söylemiyorum. Medeniyet biraz da birbirimizin tabaklarına bakmamış gibi yapmak galiba.

Benim derdim şu: Kurabiyeyi alırsam yalnızca kurabiyeyi almış olmayacağım. Bir de hakkımda oluşabilecek o küçük fikri alacağım. “Sonuncuyu da yedi.” Kim düşünecek bunu? Bilmiyorum. Belki kimse. Ben yine de altı kişilik masaya zihnimde bir jüri yerleştirmişim. Hepsinin elinde puan kartları. Üstelik çoğu kendi çayıyla ilgileniyor. İnsan bazen başkalarının gözünde nasıl göründüğünü düşünmekten, başkalarının ona bakmadığını fark edemiyor.

Psikoloji okudum. Bunları fark ediyorum. Elim yine gitmiyor.

Birinin “Ben alıyorum” diyerek kurabiyeyi yemesine hayranlık duyabilirim şu an. Biraz da sinirlenebilirim. O kadar bekledik, insan bir sorar. Gerçi sorduk. Dört kez sorduk. Herkes istemediğini söyledi. Daha nasıl bir belge gerekiyor? İçimizden birinin, söylediklerimizi ciddiye almasına niye bozuluyoruz?

Çünkü benim “İstemiyorum”um o kadar kesin bir istemiyorum değildi. İçinde “Israr edersen olabilir” vardı. Biraz “Beni düşünmen hoşuma gider” vardı. Çok az da “İstediğimi kendim söylemeyeyim, sen anla” vardı. Bunları tek kelimeye sığdırdım, sonra karşı tarafın çözmesini bekledim. Kurabiye soğudu. İletişimimiz de gayet iyi, teşekkür ederiz.

“Bölelim mi?”

Nihayet diplomasi.

Altı yetişkin bir kurabiyeyi bölüşeceğiz. Bıçak isteyen var. Hayır, gerçekten kalktı, bıçak getiriyor. Az önce kimsenin istemediği şeyin eşit dağıtılması şimdi hepimiz için önemli. Parçalardan biri büyük oldu. Bakmıyorum. Elbette bakıyorum. Ama büyük parçayı alacak kadar da düşmedim. Küçüğünü seçiyorum. Birinin bunu fark etmesini umarak.

İşte bu kısmı kendime pek yakıştıramıyorum. Düşünceli olmak istiyorum, evet; düşünceli olduğumun bilinmesini de istiyorum. İkisinin aynı anda bulunması biraz can sıkıcı. Kendimle ilgili daha temiz bir anlatım tercih ederdim.

Payıma düşeni yiyorum. Tadı güzel. Bir bütününü yesem daha iyi anlayabilirdim.

Tabakta şimdi ufacık bir parça kaldı.

Kimseye bakmadan alıyorum.

Onu saymayız.

Yorumlar (0)

Oturum kontrol ediliyor…

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz!