Küt!

Palyaço’nun Mağara adamı alegorisi.

Sylvan Clownson·24 Ağustos 2026·3 dk okuma

Her şeyden haberimin olması, modern ve dertsiz yaşamımın akışında tatsız bir yük.

Bilmemenin lütfunu düşünüyorum. Ve artık nasıl sonlanması gerektiğini… Bu kitlesel kendini imha sürecindeki kişisel payımı. Neler yaparsam bu kötü gidişatı hızlandıracağımı filan. Bildik insan refleksi işte.

İçimde gün be gün büyüdüğünü hissettiğim, anlayamamaktan kaynaklı öfke artık öyle devleşti ki, akıllara zarar tepkisizliğim ve sabrım onu dizginlemeye yetmiyor.

Kendimi sakinleştirmek için gözlerimi her kapadığımda, yalanlarla sarmalanmış bir gerçek kulaklarıma çalınıyor. Onu duymamak için ellerimi kulaklarıma götürüyorum. Bu kez ağzımda… Gerçeğin tadı gerçekten berbat...

İçimi acıtan, beni türümden utandıran gerçeklerden kaçmak için kafamı başka yöne her çevirdiğimde, başka bir dramla karşılaşıyorum. Ya da irisleri acıklı hikaye renginde bir çift gözle.

Her şey bir anda nasıl tepetaklak oldu anlamıyorum.

Oysa daha geçen yıl dünyanın zirvesine oturur, zihnimi sonsuzluğa açar, kendi halimce, aklım yettiğince onu anlamaya çalışırdım.

Her şey kusursuz bir döngüdeydi ve ben o döngüdeki yerimi kavramıştım. Mutluydum bile.

İnsanın olması gerektiği evrensel boyutu ve ona ulaşabilmenin yollarını düşünüyordum. Onu sonsuzlukta hatırlanır kılacak yöntemleri planlıyordum. Bir sürü şey öğrenmiştim.

Alın size bir tanesi: İyi bir insan olmanın doğru fikirle birleştiğinde mental açıdan ne kadar sağlıklı olduğunu keşfetmiştim.

Doğru, kolaydı.

Fakat kendi küçük mağara dünyası haricinde her şeye tahammülsüz bir mağara adamının, tahtadan kabaca yonttuğu bir lobutla kafama indirdiği darbenin etkisiyle anladım ki; Bazıları anlamak istemiyor.

Lobutun üzerine kanla ‘YASA’ yazılmıştı.

Hissettiğim acı, gerçekti.

Kanım, sıcak ve yapış yapıştı.

Yere kapaklandığımı hatırlıyorum.

Zihnimin kararışını.

***

Ayıldığımda: 3000 yıl geçmiş...

İleri olur mu canım? Tabi ki geçmişe doğru.

Aklımda kalan son modern bilgi, geçmişe gitmenin fiziksel olarak mümkün olmadığıydı. Bir fısıltı gibi zihnimde çınlıyordu;

‘Bir saniye geriye gidebilmek için tüm evrenin kozmik saatini geriye sarmak gerekiyor.’

Kafamı yarıp kanımı akıtan aynı güç konuştu.

“Ne saçmalıyorsun lan? Daha ateşi bir kaç gün önce bulduk. Nerde bizde o güç? Yok.”

Becerebildiğimiz her şeyi yok edip en baştan başladığımız alternatif bir gelecekteyim… Ve hepimiz birer mağara insanı olduğumuza göre anlamadığımız konulardan konuşmayı bırakıp devam edelim.

Düştüğüm yerden doğrulup çevreme baktığımda çok katmanlı mağaranın üst katlarında bazı adamlar görüyorum. Benim gibilerin kafasını lobutlarla eze eze çoktan cilalı taşa geçmişler.

Mağaralarından çıkıyorlar. Lobutları ellerinde. Üzerlerine sevdikleri kavramların isimlerini yazmışlar. ‘Mülk.’ ‘Hak.’ ‘Erk.’ ‘Din.’

Din içlerinde en popüler olanı. Herkes lobutunun bir köşesine küçük de olsa yazmış.

Beni kendi gerçekliğimden kopartan darbe oldukça sertti. Çünkü kendime baktığımda kendimi de onlar kadar ilkel görüyorum. Öne doğru kambur duruşum kalın kollarım, kıllı gövdem…

Durumun nasıl buraya geldiğini sorgulayamayacak kadar neolitik bir bilince sahibim. Aklımda yemek, av ve lobut var. Pek bir şeyden çakmıyorum ama bu ilkel halimle bile bildiğim bir şey var;
"Bazı şeyler asla değişmez.”

Üzerinde Yargı yazan lobut beni korkutuyor. O yüzden hiç sesimi çıkartmadan kabullendim. 2020’li yıllarda hala mağara adamı gibi yaşıyor oluşumu hiç sorgulamadım. Zaten zaman algım iyice şaşmış.

Belki de çok kan kaybettim.

Zaman geçtikçe bu mağaraya alıştım. Hala arada bir modern hissediyorum. Her sabah kalkıp işe gidiyorum. Bir mağara adamıyım ama tıraş olup kravat bağlamayı bir şekilde öğrenmişim.

Çok az şey biliyorum ve özgürce seçiyorum.
Marketten taş,
mağazadan taş,
meclise taş...

Ah! Ulan! Yine mi aynı acı!

/18615

Yorumlar (0)

Oturum kontrol ediliyor…

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz!