Lal’i kim bozmalı?
İki insan susuyor.
İkisinin de söyleyecekleri var.
İkisinin de içinde, defalarca kurulmuş ama bir türlü karşısındakine ulaşamamış cümleler...
Biri “Konuşsa keşke,” diye düşünüyor.
Öteki, belki aynı anda, “Konuşsa keşke,” diyor içinden.
Ne tuhaf.
Aynı cümlede buluşup, tek bir kelimede buluşamamak.
Çünkü bazen insanın konuşmaya değil, karşılığını bilmeye ihtiyacı vardır.
Bir adım atmak kolaydır aslında.
Zor olan, attığın adımın boşluğa düşmeyeceğini bilmektir.
“Özledim” demek...
Ya karşılığı “Ben de” olmazsa?
“Gel” demek...
“Konuşalım” demek...
Ya karşındaki sessizliğini daha çok seviyorsa?
İnsan biraz da bu yüzden susar.
Korktuğundan değil yalnızca.
Reddedilmemek için.
Ve belki iki insanın arasındaki en büyük sessizlik, ikisinin de aynı korkuyu taşıdığı yerde başlar.
Sen konuşursan ben de konuşacağım.
Sen biraz yaklaşsan ben de yaklaşacağım.
Sen bana hâlâ burada olduğunu belli etsen, ben içimde tuttuğum bütün kelimeleri çıkaracağım.
Ama önce sen.
Hayır, önce sen.
Böylece iki insan, birbirinden cesaret beklerken birbirine sessizlik verir.
Oysa belki de ihtiyaç duyduğumuz şey cesaretin tamamı değildir.
Bir işaret yeter.
Bir bakış.
Bir “Nasılsın?”
Bir “Sana söylemek istediğim bir şey var.”
Bir kapının tamamen açılması gerekmez.
Bazen aralık kalması yeter.
Çünkü insan, karşısındaki kapıyı yüzüne kapatmayacağını hissettiğinde kendi kapısını da açabiliyor.
Belki sevginin en kırılgan yeri de burasıdır.
İnsan, sevdiğini söylemekten çok, sevdiğini söylediğinde yalnız kalmaktan korkar.
O yüzden lal olur dili.
O yüzden cümleler boğazda kalır.
O yüzden iki insan birbirinin gözlerine bakıp, birbirinin ağzından çıkacak ilk kelimeyi bekler.
Kim bozmalı bu lal hâli?
Bilmiyorum.
Belki daha cesur olan.
Belki daha çok seven.
Belki daha çok özleyen.
Belki de sadece, o an içinde “Artık susmak istemiyorum,” diyen.
Çünkü ilk konuşanın kaybettiğine inanmıyorum.
Bazen ilk konuşan, sadece ikisine de konuşabilecekleri güvenli bir yer açar.
“Ben buradayım,” der.
“Sen de buradaysan, konuşabiliriz.”
İşte belki cesaret tam olarak budur.
Kendini ortaya atmak değil.
Karşındakine de ortaya çıkabileceği kadar güven vermek.
Ben sana bir cümle vereyim.
Sen de bana bir cümle ver.
Ben “özledim” diyeyim.
Sen “ben de” de.
Ben korkumu söyleyeyim.
Sen kendi korkunu.
Ben bir adım atayım.
Sen de bir adım.
Çünkü bazen insanın konuşmaya başlaması için cesur olması yetmez.
Karşısındaki insanın da onu havada bırakmayacağına inanması gerekir.
Belki bu yüzden sorunun cevabı “Lal’i kim bozmalı?” değildir.
Belki soru şudur:
İlk kim cesaret verecek?
Sen mi?
Ben mi?
Yoksa ikimiz de aynı anda, biraz titreyerek, biraz korkarak, biraz da gülümseyerek...