Basık bir dünyada on yıldır varlığını sürdürmeye çalışan bir yan bilinç için bile paranoyak sayılabilecek bir his...
Ben, uykuya yatmadan önce ocağı kapatıp kapatmadığına dair içinde büyüyen kavgayım.
Tüm sesler kesildiğinde,
Şıp... şıp... şıp...
Bir yerlerden damlayıp seni rahatsız ediyorum. Sesimin metal lavaboda bıraktığı yankı kulaklarında patlıyor.
Ben, kodumun musluğunu 6 aydır tamir etmemenin verdiği vicdani sıkıntıyım.
Sana ne kadar su kaybettiğini, bundan ne kadar zarar edeceğini düşündürtüyorum. Erteleme hastalığın, bir bitkinin susuzluktan ölümüyle sonuçlanacak bir reaksiyon başlatmış olabilir. Bu israf yanına mı kalacak?
Daha uyumadın mı?
Öyleyse, pencerenin önündeki rüzgârda titreyen bitkiyim.
Cama tırnak sürtüyorum.
Hafif ve boşum. Gece sessizliğinde, rüzgârda yuvarlanıyorum. Ne olduğumu kestirmeye çalışıyorsun. Plastik bir şişe? Boş bir kovan?
Aslında ben üçüncü katın merdivenlerini çıkıyorum ama sen onu kendi kapının önünde duyuyorsun.
Anahtar sesi miydi o?
Biri kilidi mi kurcalıyor?
Birazdan kapı zorlanacak.
Sana hissettirmemeye çalışırken çıkarttığım tıkırtıları duyacaksın.
Kalkıp ışığı açmak isteyeceksin ama ya kendini kandırıyorsan?
Derinin altındayım… Tüylerini kim dikiyor sanıyorsun?
...
...
...
Bak şimdi hiç ses yok.
Musluk bile damlamıyor.
Ya sular kesildiyse?
Bulaşık makinası bitirmiş miydi?
Ve sonunda uyku gelip, kolundaki saatinden o uzun saniyenin bittiğini haber veren TİKini duyduğunda, karşısında soyununca soyunmaya başlayan bir saat düşün.
Bu seni rahatlatmalı.
Rahatla ve uykuya teslim ol.
Musluğu yarın tamir etmelisin. Makul davran. Gerçekten büyük zarara yol açıyorsun.
Ben kafanın içindeki sesim.
Bir kafadan bahsediyorum.
Üzerine alınma, senin biyolojik bir kafan olmayabilir.
/180000
İlgilisine not: Palyaço 17’nin. sayı önsözüydü. Azıcık elden geçirdim.