Pazartesiyi salıya bağlayan bağlaç
ne “ve”dir,
ne “fakat”,
ne de birinin ağzından düşen
“yarın geçer” sözü.
İnsan bazen
iki günün arasına sıkışır;
takvim yaprağı değil,
kendi ömrüdür çevirdiği.
Pazartesi,
cebinde suskun bir bıçakla gelir.
Salı kapıda bekler,
henüz hiçbir şey olmamış gibi.
Ben ikisinin arasında
adını unuttuğum bir kelimeyim.
Bir yanı dünün yorgunluğu,
öteki yanı yarının bahanesi.
Gece uzar.
Saatler birbirine yaslanır.
Bir sigara kül olurken
ömrümden küçük bir parça daha düşer.
Sonra sabah olur.
Kimse bilmez
pazartesiyi salıya bağlayan şeyin
zaman olmadığını.
İnsanmış meğer.
Bir geceden diğerine
kendisini taşıyan,
uyumadan önce yarına söz veren,
uyandığında o sözü hatırlamayan insan.
Ben seni
pazartesiden salıya değil,
kendimden kendime bağladım.
Arada kaldım.
Ve hiçbir bağlaç
bu kadar uzun sürmedi.