Üzerime kaç katlı apartmanlar kuruldu bilmiyorum. Kaç katlı hayatlar, kaç katlı yalnızlıklar, kaç katlı şahi topu yığıldı hesaplamadım. Ancak şimdi ikinci katta oturuyorum. Bir salıncağım var. Bir de dostum baileys. Cismi kara fayansa ayaklarımızı sarkıtıyoruz beraber. O dökülüyor, ben yalıyorum. O çatlıyor ve ben topluyorum. Çürüme evremiz yirmi bir. Enkaz yaşımız, sekiz. Gayet dayanıklıyız. Eczane dolabını satın almış damarlarımız, kurtulamıyoruz sevda illetinden. Baileys iflahına kadar kuruyunca suçu karşındakine atıyor. Hadi lan oradan, beni katma kirine, karala şu suratı. Senin bulanık siluetini karalamamı emretti baileys, kıramadım. Zamanı hızlandırmanın tek yolu buymuş gibi, kabul ettim. Çünkü süreklilik ıstıraptır ve ıstırapların çok katlı işkenceler kurduğunu ezberledim. Zihnimin içinde dönüp duran görüntünü raks ettiriyorum. Tek kurtuluşun dans etmen. Çünkü böyle çok komik gözüküyorsun ve böyle çok komik gözüktüğünde kahkahalarımın arasında gittikçe azalıyorsun. Gittikçe azaldığını fark ettim senin. Soluğumu kesen paragraflarda geceye ithaf ettiğim adın uyuşmak zorundaymış gibi, üzerime kaç katlı özlemle çöküyorsun? Dilimin altında bir kayış var, bu iyi, bazen buruyorum, susturuyorum böylece. Yatkın olan bir terki anmasın diye bir daha. Uslu ve bilinçli kalsın diye, öğütüyorum. Ama yuva kurdu ağzımda kalan dilin, üzerime kaç katlı maddeyle geliyorsun? Şimdi nefret ettiğim hiçbir şeyden farkım kalmadı. Yardıma ihtiyacım var yardıma, çok katlı yardımlara. Tozumda kaç katlı resimler bulanıyorsa, o kadar katlı silgilere ihtiyacım var. Bu yankı, senin yankın mı, yoksa, yerin yankısı mı, çözemedim. İmdat diyor biri, biraz baileys yutmuş. Biraz bana andırıyor kafatasındaki çizikler. Gaipten sesler zihnini laçkaya dönüştürmüş, sızmış anlayacağın. Kelimeler taşmış içinden, ruhumu kaç katlı falakaya yatırdınız lan, diye sormuş, cevap bulamamış. Üzerine kaç katlı mahkûmiyet kurulmuş, üzerine kaç katlı ihanetler, saymamış. Tertemiz yok olmuş, elbette yok olmalı, elbette yok olana kadar savaşmalı ve elbette acıyı doğurarak eksiltmeli teninden. Zamana el koymalı, zamanı almalı, zamanı biriktirmeli ve nefesi kuvvetliyse inandığı şu zamanın, üflemeli bir an önce aklına düşen yüzünü. Yılışık çekler sükunetiyle kapandı, şimdi devrildiği yerden ayaklanmalı, bavulunu hazırlamalı ve çıkıp gitmeli, önce kendini terk etmeli, ansızın. Ve sonra aklındaki tımarhanede iki tur atıp zihnini işgal eden tüm hatırları sağaltmak için, bırakmalı. Bağımlılıklarını bıraktığı gibi. Bırakmalı. Bavuluna sığdırmış birkaç yüz, biraz jilet, çok az hemşire ve serum. Islattığı kelimeler ceketinin iç cebinde yanık bir fotoğraf albümü gibi duruyor, kulağında biraz Müzeyyen, bavul taştı. Hiçbir zaman kaçamadı kendinden, bavul taştı. Yine kandı hatırasına, bavul taştı. Üzerine kaç katlı intikam kurulduysa, üzerine kaç katlı vebalar, üzerine kaç katlı sarsıntılar, bavul taştı. Ve taşa taşa gitti istasyonuna, üzerine dikilmiş çok katlı bir cesetle.
YazıDeneme
Toz
Üzerime kaç katlı apartmanlar kuruldu bilmiyorum. Kaç katlı hayatlar, kaç katlı yalnızlıklar, kaç katlı şahi topu yığıldı hesaplamadım. Ancak şimdi ikinci katta oturuyorum.