Ütü yapmak istemiyorum.
Bunda şaşılacak bir şey yok. İnsanlık olarak buruşuk bir gömleği düzeltmek için sıcak bir metal parçasını kumaşın üzerinde ileri geri gezdirmeyi görev edinmişiz. Gömleğe neden buruştuğunu soran yok. Belki öyle rahat. Belki kendini sonunda olduğu gibi bırakmıştır. Biz hemen müdahale ediyoruz.
Ütüyü dolaptan çıkarıyorum. O da pek hevesli görünmüyor.
Gerçi bir ütünün hevesli görünmesi nasıl olur, bilmiyorum. Kablosunu kendi takması fazla iddialı olurdu. Yine de hiçbir işaret vermiyor. Masanın üzerinde yüzükoyun yatıyor. Mesaiye çağrılmış ama henüz kurumsal aidiyet geliştirememiş gibi.
Ben ütü yapmak istemiyorum. Peki ütü istiyor mu?
Belki bütün ömrü boyunca kendisine biçilen görevi yerine getiriyor. Adı bile mesleğiyle aynı. Ben psikoloğum ama adım Psikolog değil. Bir gün başka bir şey yapmak istersem en azından ismimi değiştirmem gerekmez. Ütünün böyle bir şansı yok. Ütü, ütüdür. İşi bıraktığı anda kimliğini de kaybediyor.
Bozuk ütü diyoruz ona.
Çalışmak istemeyen ütü demiyoruz. Dinlenmeye ihtiyacı olabilir diye düşünmüyoruz. Fişe takıyoruz, ısınmasını bekliyoruz ve kırmızı ışığı yanınca hazır olduğunu varsayıyoruz. Belki o ışık “hazırım” değil, “yine mi?” demektir. Kullanım kılavuzunda duygusal göstergelere ayrılmış bir bölüm bulunmuyor.
Gömleği masaya seriyorum. Üzerinde üç büyük kırışıklık var. Üçü de benden daha kararlı. Ütüyü birinin üzerinden geçiriyorum. Kırışıklık kayboluyor.
Bu kadar kolay olmamalı.
İnsan kendi hayatındaki bir meseleyi aylarca düşünüyor. Gömleğin bütün problemi iki ileri, bir geri hareketle çözülüyor. Üstelik gömlek terapiye açık görünmüyordu. Direnç göstermedi, çocukluğuna inmedi, “Ben aslında böyle iyiyim,” demedi. Biraz buhar, hafif baskı ve işte tamam.
Ütü işini biliyor. Birçok insana kıyasla hem de işini çok iyi biliyor.
Belki de seviyordur işini. Sonuçta bir nesnenin varoluş amacıyla yaptığı işin aynı olması huzur verici olabilir. Sabah uyandığında ne yapacağını düşünmüyor. Kariyer değişikliği planlamıyor. “Potansiyelimi kullanamıyorum,” diye yakınmıyor. Düzleştirmesi gereken bir şey varsa düzleştiriyor.
Ama ya ütü, ütü yapmak istemiyorsa?
Belki hayali su ısıtıcısı olmaktır. İkisinin de içinde su var, ikisi de ısınıyor; aradaki fark biraz şekil, biraz da çevrenin beklentisi. Fakat ütüden çay yapmasını istesem sorun bende aranır. Onun sınırlarını ihlal etmiş olurum. Ütünün ütü yapmayı reddetmesi ise arıza sayılır.
Biraz adaletsiz.
Masadaki gömlek dümdüz oldu. Güzel görünüyor. Şimdi giyer giymez yeniden kırışacak. Bunu ikimiz de biliyoruz. Ütü yine de sesini çıkarmıyor. Sonucun kalıcı olmadığını bile bile aynı işi yapmaktır belki de asıl profesyonellik.
Fişini çekiyorum.
Bir süre daha sıcak kalıyor. Mesaisi bitmiş ama işi zihninde sürdürüyormuş gibi.
Gömleği askıya asıyorum. Ütüyü soğuması için masada bırakıyorum. İlk kez ona karşı hafif bir mahcubiyet hissediyorum. Ben istemediğim bir işi yaptığım için bütün akşam söylenebilirim. O istemediği bir işi yapıyorsa bunu öğrenme ihtimalimiz bile yok.
Elimi üzerine koyacak gibi oluyorum.
Sonra vazgeçiyorum.
Bunu kişisel algılamasın ama sınırlarımızı korumamız gerek.